Eyl 05, 2010
Ekonomi
Gündem
Avrupa Haber
Politika
Ekonomi
Kültür Sanat
Spor
Ailem
Aile Sağlık
Röportaj
Televizyon
Ümit Burcu
Yazarlar
Yorumlar
Kürsü
Haklarımız

Ekonomi

Kriz zamanlarında mutluluk ve para

Alman masalı “Mutlu Hans”ın kahramanı bugün yaşasaydı aykırı düşünen biri olmasa da, akışın tersine kürek çekebilirdi.  Dünya bankasının danışmanı olamasa da, büyük bir işletmenin proje menajerliğini üstlenebilirdi ve orada çalışanlara kar'ın çok önemli olduğunu fakat insanlardan bundan çok daha önemli, sadece bir insan kaynağı ve istatistik olmaktan çok öte önemli olduklarını ifade edebilirdi. Hans, liberal düzenli, bir elitin idare ettiği ekonomi, normatif güçler olmaksızın adil bir ölçüye getirilebilir anlayışını gösteren bir istikamet bilgisi sunabilirdi.


Etkileşim Kutusu
İşaretle & Paylaş
Video Foto Ses
Yazıcıya Gönder Arkadaşına Gönder
Yorum yaz
Yorum Oku

Mesut zamanlarda yaşamıyor muyuz? 2010 senesi aslında kriz ve küçük felaketler konusunda fakir sayılmaz. Depremler, uçak düşmeleri, askeri darbeler, siyasi istifalar, saldırılar, seller, fırtınalar ve hava değişiklikleri olmuştur. Elbette borsada erozyon, Eyjafjallajökull volkanının öfkesi de cabası. Halk ekonomisi bir felaketin eşiğinde. Banka ve endüstri alanlarına yapılan milyarlık harcamalar şimdi sosyal transfer ve iş piyasası siyasetinden çıkarılmak isteniyor. düne kadar paraları çarçur edenlerin yeni sloganları; tasarruf, tasarruf, tasarruf. tüm bu manzara ilk bakışta en meşhur Alman masallarından birini birazcık andırıyor: ‘Hans im Glück' (Mutlu Hans).

Bu Hans bin bir güçlükle elde ettiği altınlarını gitgide daha az değer eden şeylerle değiştirir durur ve sonunda altından bir eser kalmaz. Avrupa devletlerinin ekonomi siyasetleri son günlerde böyle işler oldu. Tek bir farkla ki, Hans mutlu olmakla birlikte bizler mutsuz görünüyoruz zira elde verecek bir şey kalmadı.

Şimdi şu soruyla karşı karşıyayız: elde avuçta bir şey kalmaması yada çok az şey kalması gerçeği karşısında mutlu Hans'tan öğrenecek neyimiz olabilir? Her şeyden önce bu masaldan öğreneceğimiz şey; mutluluğun bir takım nesnelerde değil içimizde olduğudur. Bireysel mutluluğumuza giden bu yolda bazen tuhaf patikalar seçeriz ve aşk ve tüketim oyuncağını mutluluğumuzu güçlendirmek için kullanırız. Global pazarın sayısız mutluluk önerileri vardır: rüya tatilden rüya arabaya, rüya kazançtan rüya eşe kadar uzanan öneriler. Mutluluk rüyası elinizle kavrayacağınız kadar yakın görünmesine karşılık, oysa çok da uzaktır. 21. yüzyılın bütün mutluluk maksimleri başarılı bir biçimde bu tezatlığı oynarlar.

Hans'a gelince; sadece bizde olduğu gibi mutluluğu nesnelerde aramadığından dolayı mutlu değildir. Aslında Hans bugünün iktisat menajerleri, Tycoonlar, Fuggerler ve Rothschild hanedanlığı ve Chicago gençleri, işkolikler ve modern finans menajerlerinin tam tersi bir tiptir. Çünkü o artar ölçüsüzlüğü güç telakki eden verim toplumunun anti kahramanıdır. Hiçbir şeye sahip olmamak ve özgür olmak onun kazanmak için yıllarını tükettiği kantar kantar altından daha önemlidir.

Elbette onun toplumsal çerçevesi 21. yüzyılınkiyle aynı değildir. Masal dünyası bir paralel dünyadır. Kötünün daima iyiye hizmet etmesi gereken bir dünya. Hansın mutluluğu yakalamak için makineye ihtiyacı yoktur. Bu dünyada döviz piyasası yoktur, riziko kapital toplumu, şirket pay sahibi değeri, borsacılık, faizin faizi ve hedgefonlar yoktur. Mutluluğu her tür vergi cennetinin, ekonomik büyüme diktasının, tüketim merkezli boş vakit geçirmenin, zaman iş firmalarının göklere çıkardığı yeni bir iş dünyasının ötesinde yatmaktadır.

Hans, siyasetin bile ancak bir mal olduğu, şirket danışmanları için çalışanların ve ailelerinin kaderinden çok hisse senedinin önemsendiği bu dünyayı bilmez. O asla mevcut olmayan iş sahalarını, kamusal varlık görevlerinin özel elleri geçtiği siyasi makamları, halk ekonomisini hiç utanmadan pençelerine alan Bangsterleri bilmez.

Hans mutludur, çünkü hakkettiği ücret verilmeyen işin rezaletini çekmek zorunda değildir. Böyle işler de kamusal hayatın çöküşüne bağlıdır. Bu kamusal hayat da rüşvet ve yardakçılık paraları, bağış skandallarının, kendi içinde alıp satan ticaretin, kartellerin ve kast sistemi oluşturanların gündemde olduğu bir hayattır.

Sosyal sorunlar ki, hayatı katlanılabilir standartların altına düşüren şartlar demektir, Hans'ı çok alakadar etmez. Ayyuka yükselen refahın eşit paylaşılmaması, kitlesel işsizlik, insanı aşağılayan şartlardan dolayı zoraki göç, yabancılaşma, devlet rezervlerinin fakirleşmesi, kasıtlı suçluluk durumları da onu ilgilendirmez. Riskli yatırım firmalarının dış ve yan etkilerinden de haberdar değildir. Finans ve ekonomik krizlere ancak gülüp geçebilir ya da burun kıvırtabilir.

Global oyuncuların tiranlığının kendi ilişkilerinin en üst etik yasa olması durumu, Grimm kardeşlerin Mutlu Hans'ını tehdit etmez. Onun bize göre avantajı da budur. Çünkü onun sosyal durumu yalnızca piyasada ifade ettiği değerle ölçülmez. Hans bitmek bilmeyen yükselme oyununu oynamak zorunda değildir. Gelecekte küçücük bir şans elde edebilmek için kendini yiyip bitirme oyununu oynamaz.

Yine de bu tarihi Hans da bizim gibi fani ve eksikli bir yaratıktır. Her eksiği yok etme hamlesi bir başka eksiği doğurur. O da bizim gibi kendi bulunduğu durumda kendisine menfaati dokunacak şeyleri temin etmeye çabalamaktadır. Her ne kadar öldürücü bilgi seline, trendlere, ürünlere, randevulara ve haberlere muhatap değilse de. Her ne kadar kapitalin altın öküzü etrafında yolunu şaşırmış bir tüketici olmakla karşı karşıya değilse de.. Onun menfaat elde etme işleminde bizimki kadar bir tehlike yoktur. Sistemin çarkları altında ezilme, elitlerin etkisi altında, delirmiş doktorların, para ve güç oyunlarının altında olmak tehlikesi. Bugün kim kime bir külçe altın veriyor mantığının…

Küreselleşen şu dünyadaki gidişata baktığımızda, görüntüde homojen iktisadi elit karşısında siyaset ve sivil toplumun oluşması gibi bir zarureti ortaya çıkarıyor. Bunun olmaması toplumu politik parçalanmaya götürüyor. Durumu tetikleyen ve siyasi bir strateji haline gelen reklam, artık akılcı diyalogun hiçbir kuralını tanımıyor. Çünkü reklam delilsizdir ve hiçbir cevap beklemez. İşin sonunda da sorumsuzdur. Siyasi hareketin amacı tartışma ve müzakere değil de alıp satma olunca işin içine reklam girer. Reklam kurumların ve vatandaşların diyalog pratiği haline gelir. Bu durum da sadece vatandaşın yeteneksizliğini, bencilliğini beraberinde getirmez. Demokratik kurumlara ve onun sözde kahramanlarına olan güveni de azaltır. İşin sonunda demokrasiyi de bütün gücü halkın temsilcilerine veren ve halkta hiçbir güç bırakmayan bir yola sürükler.

Bu durum da, sermaye elitlerinin siyaseti dönüştürme tehdidi karşısında savunmayı zayıflatır. Ya ekonomi maksimleri devesini güdersin ya da bu diyardan gidersin durumu oluşur. Bu tehditler siyasi söylemlerde  ‘mecburi reformlar' olarak yeniden yorumlanır. Sonunda bu reformları uygulayarak ekonominin stratejilerine evet diyen partilere, seçmen oyunu verir.

Aslında bu Hans gerçekten şanslı ve mutludur zira böyle bir sistem baskısı altında değildir. Maaşlı çalışmaktan kurtulmasını bir mutluluk olarak algılamak zorunda olmadığı için mutludur. Kendimizi tenkit ederek bir kere daha soralım, neden eskiden başlayarak şu post demokratik zamanlara uzanan dilim içinde bu liberal ekonomi masalı hiçbir zaman uygulanma imkanı bulmamıştır? Bu masal der ki: İş emeğe göre ücretlendirilir. Bu masala kim inanıyorsa bilmelidir ki, en kötü ücretlendirilen işler en çok emek gerektirmektedir. Artan verim karşısında azalan ücretler söz konusudur. Emekten çok, yasal düzenlemeler, sendikaların kurnazlığı ve mevcut menfaat grupları ücreti belirlemektedir.

Bizim masaldaki Hans, adil bir ücret için lobilerden medet beklemek zorunda değildir. Kapitalist sistem ücretlerin emek oranında olmayışından dolayı çalışır. Aksi halde katma değer diye bir şey zaten söz konusu olmaz ki. Katma değer olmayınca da Kapitalizm kendi ruhunu kaybeder.

Böyle bir sistemde ücretlendirme tabiatı gereği adil değildir. Onsuz toplum hayatı devam edemeyecek olan ve ücreti ödenmeyen ev işlerini de bir kenara bırakalım. Borsalarda milyonlarca kazanç ve kaybın altında yatanın hangi emek olduğunu sorgulayalım! Bir parça altın 7 yıllık çalışmanın adil ve anlaşılabilir bir karşılığı olabiliyor. Diyeceksiniz ki orada değeri dengeleyecek bir risk vardır. Çoğunlukla psikoloji işin içindedir. Durun bakalım! Mutlu Hans'ın durumunda bu yok mu? Bu masal bugün katlanamadığımız felsefi ve psikolojik öncüllerin bulunduğu bir masal değil mi?

Dürüst olmak gerekirse ben bir örnek olarak Hans'ın işinin bittiğini düşünmüyorum. Elbette Hans'ı ‘katlan ve vazgeç!' emrini getiren yeni bir din kurucusu modeli olarak kabul etmek anlamsızdır. Belki hayatını sıksan bu söz damlayacak insanlar bugün de vardır. Fakat çağımız problemlerinin çözümünde bu kullanışsız bir kuraldır.

Bir başka kural daha var. Masal'da Hans'ın beklenti arzusunun olmadığını görüyoruz. Galiba zamana uygun bir tasavvuru yok ve ölçüp tartacak yeteneği de yok. Aptallaşmış ve saf ve kör bir durumu var tehlikelere karşı.

Yine de onun bir potansiyel taşıdığına sarsılmaz itikadım var. Fakat bu potansiyelin ortaya çıkması için bu Hans tiplemesinin biraz daha geliştirilip hakim olan şartlar konusunda bilgilendirilmesi lazım. Birkaç yıllık eğitimle belki şu tiplemeye ulaşabiliriz: kendi aczimizin kurbanı olup asla elde edemeyeceğimiz şeylere kendimizi bağlamayı bize öğretebilir. Belki o zaman ondan kapitalist gücü inkar edip adil bir mal ve para dağılımı konusunda düşünmeyi öğrenebiliriz. Çünkü bireysel özgürlüğü sadece bu garanti etmektedir. Bu aynı zamanda sosyal felç olmamıza engel olacak bir şeydir. Hans'ın dersleri bize demokratik düzenin ne kadar değerli olduğunu ancak bir o kadar da kırılgan olduğunu öğretebilir.

Birkaç sene sonra Mutlu Hanslarla karşılaşırsak bize şunları öğretebilirler: Evet teknik ilerlemeler ve serbest mal dolaşımı demokrasiye kazandırmıştır fakat bununla beraber siyasi düzeni deforme edip etmediğine bakılmaksızın felaket bir çehreye de bürünmüştür.

Bu Hans'ı şöyle hayal ediyorum: Bir pratik filozof olarak bizim sosyal sistemlerimiz ortasında büyümüştür, ve bunu içselleştirmiştir. Fakat bünyeye yabancı bir organ gibidir, sistemin yürüyüşüne çomak sokan bir yabancı. Çoğunlukla aykırı düşünürleri arzularız. Hans belki böyle biri olmayabilir fakat yine de akışın tersine kürek çekmeyi de bilir. Onun, zamandan habersiz, huzursuzluk kaynağı biri olduğunu hayal ediyorum. Belki dünya bankası yada bir siyasi partinin danışmanı filan olamaz. Fakat büyük bir işletmenin personel bölümünde proje menajerliğini üstlenebilirdi ve orada çalışanlara kar'ın çok önemli olduğunu fakat insanlardan bundan çok daha önemli olduklarını anlatabilirdi. Sadece bir insan kaynağı ve istatistik olmaktan çok öte önemli olduklarını ifade edebilirdi. Yine de geçmiş yılların felaket kapitalizmini yerden yere vurmak için bu Hans yeterli değildir. Fakat o liberal düzenli, bir elitin idare ettiği ekonomi, normatif güçler olmaksızın adil bir ölçüye getirilebilir anlayışını gösteren bir istikamet bilgisi sunar.

Son olarak: yeni Hans bize şunu gösterir: mutluluğumuza ulaşmak için tekelci bir güç tarafından otomatik ve bilinçsizce takip edilen yönergelere mesafeli durmak zorunda olduğumuzu. Beli sağlam bir temel eğitim almış, mastır ya da baçelor bitirmiş bir Hans'tan şunu öğrenebiliriz: Özgür ve entelektüel kararlar alabilmek, kendi davranışlarımız için sorumluluk üstlenmek. Zira sadece davranış kurallarını uygulamanın mutluluğa giden doğru bir yol olmadığı. Belki de eski Hans da olduğu gibi bir anda çok mutluluk beklentisine girmememiz lazım. Çünkü bu durumda mutsuz olma tehlikesi çok büyüktür. Yine de bu Hansı tenkitçilerine karşı savunuyorum. Eğitim almasını umuyorum. Ölçüsüz bir hayattan vazgeçmek, malla bilinçli bir birliktelik ve birazda bu zamanlarda en çok ihtiyacımız olan rahatlık konusunda eğitim almasını…

06.07.2010

Jürgen Nielsen Sikora

Bölümün En Çok Okunan Haberleri

Ekonomik büyüme en az yüzde 3 olacak

En Çok Okunan Haberler

NRW Bank faizsiz kredi ile ev sahibi yapıyor
Bakan Aygül Özkan: Almanya’ya katkısı olanlar görmezlikten gelinemez
Okula dua ile başladılar
Yeni anayasa için içeride ve dışarıda mutakabat var
‘Referandumda tercihimiz ‘evet’’
Sarrazin yabancı düşmanlığı ve İslamofobi’ye hizmet ediyor
Ceran, Sarrazin’e tepki için aynı podyuma çıkmaktan vazgeçti
Merkez Bankası Sarrazin kararını erteledi
Orduda yaşanan son gelişmeler, demokraside iyi yola işaret
Sarrazin’e göçmenler de tepkili: Sarrazin sadece göçmenleri incitiyor ve uyuma zarar veriyor

 Diğer Başlıklar
Göçten Almanlar kârlı, göçmenler zararlı çıkıyor
Ekonomik büyüme en az yüzde 3 olacak
Opel’de işçilere müjde
Patronlar, işe alacağı elemanı Facebook'tan kontrol ediyor
Üç boyutlu televizyonlara olan ilgi artıyor
Kriz 2013’de sona erecek
Türk-Alman ticari ilişkileri iki dilli işletmecilerle daha da büyüyecek
Türk ve Alman şirketleri temiz bir dünya için el ele vermeli
Alman Yargıtayı yine Kombassan’ı haklı buldu
Kriz zamanlarında mutluluk ve para

Copyright© 1995-2004 Feza Newspaper Publishing Co. Fevzi Cakmak Mah. A. Taner Kislali Cad. No:6 34194 Bahcelievler / ISTANBUL
Phone:+90 (212) 454 1 454 (pbx), e-mail: editor@eurozaman.de
This web-site is generated by Zaman Newspaper's Data Processing and Internet Services.